KPMG tarafından yayımlanan “Greenwashing’in Zorlukları: Uluslararası Düzenleyici Görünüm 2025” başlıklı analiz, hem düzenleyici çerçevelerin parçalandığını hem de şirketler üzerindeki şeffaflık baskısının arttığını ortaya koyuyor.
Rapora göre son yıllarda hızla yükselen ESG standartları, 2025 itibarıyla daha karmaşık ve parçalı bir yapıya büründü. Bazı ülkeler düzenlemeleri sıkılaştırırken, bazıları ise sadeleştirme ve deregülasyon yoluna gidiyor. Bu durum, özellikle çok uluslu şirketler için uyum süreçlerini zorlaştıran bir tablo yaratıyor.
ABD’de ESG’nin federal düzeyde geri plana itilmesi dikkat çekerken, Avrupa Birliği’nde ise düzenlemelerin kapsamı daraltılarak rekabet gücünün artırılması hedefleniyor. Ancak bu sadeleştirme adımlarının, sürdürülebilirlik hedeflerinden geri adım anlamına gelmediği vurgulanıyor.
Greenwashing riski artıyor, güven azalıyor
Raporda, şirketlerin çevresel performanslarını olduğundan daha iyi gösterme pratiği olarak tanımlanan “greenwashing”in küresel ölçekte temel bir risk olmaya devam ettiği belirtiliyor. Düzenlemelerdeki belirsizlikler ve standart eksikliği, şirketlerin sürdürülebilirlik iddialarını abartma riskini artırıyor.
Tüketiciler ve yatırımcılar ise artık daha talepkâr. “Karbon nötr” ya da “sürdürülebilir” gibi ifadelerin somut verilerle desteklenmesi beklenirken, aksi durumda şirketler hem itibar kaybı hem de yaptırımlarla karşı karşıya kalıyor.
Riskli sektörler: Finans, gıda ve perakende öne çıkıyor
Veriler, greenwashing riskinin özellikle belirli sektörlerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. 2025 itibarıyla:
- Bankacılık ve finans sektöründe riskli şirket sayısı yüzde 19 arttı
- Gıda ve içecek sektöründe yüzde 21 artış görüldü
- Perakende sektöründe artış yüzde 24’e ulaştı
Finans sektörü özelinde dalgalı bir seyir dikkat çekiyor. 2024’te düşüş yaşansa da 2025’te yeniden artış gözlenirken, 294 şirket greenwashing riskiyle işaretlendi.
Biyoçeşitlilik bağlantılı riskler hızla büyüyor
Raporda öne çıkan bir diğer kritik bulgu ise biyoçeşitlilik ile greenwashing arasındaki ilişkinin güçlenmesi. Buna göre:
- Biyoçeşitlilik bağlantılı greenwashing vakaları son bir yılda üç katına çıktı
- Hem biyoçeşitlilik hem greenwashing riski taşıyan şirketlerin oranı 2021’de yüzde 3 iken 2025’te yüzde 6’ya yükseldi
- Bu gelişme, şirketlerin çevresel iddialarının daha geniş bir ekosistem perspektifinde değerlendirildiğini gösteriyor.
CEO’ların önceliği uyum ve raporlama
Şirket yönetimlerinin de artan baskının farkında olduğu görülüyor. Küresel CEO’ların:
- Yüzde 51’i yatırımcı ve düzenleyici beklentilere uyum için raporlama standartlarını önceliklendirdiğini
- Yüzde 61’i ise 2030 net sıfır hedeflerine ulaşma yolunda olduklarını belirtiyor.
Yasal riskler ve dava dalgası büyüyor
Greenwashing artık sadece bir itibar sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir hukuki risk alanı. Rapora göre:
- Düzenleyici kurumlar daha sert yaptırımlar uygulamaya başladı
- STK’lar ve aktivist gruplar davalarda başı çekiyor
- Şirketler arası rekabet davaları artış gösteriyor
- Yatırımcılar ve tüketiciler de toplu davalarla sürece dahil oluyor
- Özellikle Avrupa ve İngiltere’de düzenleyicilerin doğrudan para cezası kesme yetkilerinin genişlemesi dikkat çekiyor.
“Greenhushing” yükseliyor: Şirketler susmayı tercih ediyor
Artan denetim ve dava riski, bazı şirketleri sürdürülebilirlik iletişiminden geri adım atmaya yöneltiyor. “Greenhushing” olarak adlandırılan bu eğilim, şirketlerin yanlış anlaşılma korkusuyla çevresel iddialarını kamuoyuyla paylaşmaktan kaçınması anlamına geliyor.
Uzmanlara göre bu durum, şeffaflığı zayıflatarak sürdürülebilirlik dönüşümünü yavaşlatma riski taşıyor.
Raporda en kritik yapısal sorun olarak, greenwashing için küresel ölçekte ortak bir hukuki tanımın bulunmaması gösteriliyor. Ülkeler farklı yaklaşımlar benimserken, bu durum şirketler için belirsizlik ve uyum maliyeti yaratıyor.
Sonuç: Şeffaflık artık zorunluluk
KPMG’nin analizine göre, sürdürülebilirlik artık şirketler için bir “itibar unsuru” olmanın ötesine geçerek stratejik bir zorunluluk haline geldi. Ancak bu dönüşümün güvenilirliği, şirketlerin iddialarını ne ölçüde veriyle desteklediğine bağlı olacak.
Rapora göre önümüzdeki dönemde şirketler için en kritik unsur, “yeşil” söylemlerden çok, doğrulanabilir ve karşılaştırılabilir verilerle desteklenen gerçek performans olacak.

