Orta Doğu’da tırmanan askeri gerilim, küresel enerji piyasalarında şok etkisi yaratırken, ABD ve Avrupa başta olmak üzere Batı ekonomilerinde enflasyon endişelerini yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın misillemeleri sonrasında özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarında görülen sert artış, küresel ekonomik dengeleri zorlamaya başladı.
Çatışmaların ardından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi, küresel enerji arzına ilişkin riskleri artırdı. Dünya petrol talebinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu hattaki aksama, tedarik zincirlerinde yeni bir kırılma ihtimalini güçlendirdi.
Buna ek olarak İran’ın Katar’daki LNG tesisini hedef alması ve İsrail’in İran’ın Güney Pars Gaz Sahası’na yönelik saldırısı, enerji arzına ilişkin kaygıları derinleştirerek fiyatları daha da yukarı taşıdı. Çatışma öncesinde varil başına 70-80 dolar seviyesinde seyreden Brent petrolün fiyatı 114 dolara kadar yükseldi.
Enflasyona üç kanaldan etki
Analistler, Orta Doğu’daki gelişmelerin enflasyonu üç temel kanal üzerinden tetiklediğine işaret ediyor. İlk olarak enerji fiyatlarındaki artış, doğrudan tüketici fiyat endeksine yansıyor. İkinci olarak şirketler artan maliyetlerini nihai ürün fiyatlarına aktararak çekirdek enflasyonu yükseltiyor. Üçüncü olarak ise uzayan belirsizlik ortamı, enflasyon beklentilerini ve ücret taleplerini etkileyerek fiyat artışlarının kalıcılığını güçlendiriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin yüksek miktarda stratejik petrol rezervini piyasaya sunma kararı ve ABD’nin bazı yaptırımlarda geçici esneklik sağlaması gibi adımlar ise fiyat artışlarını sınırlamakta yetersiz kaldı.
Fitch Ratings Başekonomisti Brian Coulton, petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalması halinde enflasyonda keskin bir artış yaşanabileceğine dikkat çekerek, fiyatların bir yıl boyunca 100 dolar seviyesinde seyretmesinin küresel ekonomide yaklaşık 500 milyar dolarlık bir kayba yol açabileceğini belirtti.
Gübre ve gıda fiyatları da risk altında
Enerji piyasalarındaki dalgalanma yalnızca petrol ve gazla sınırlı kalmadı. Bölgenin aynı zamanda küresel gübre ve LNG sevkiyatında kritik bir rol oynaması nedeniyle üre ve azot bazlı gübre fiyatlarında yüzde 25 ila 35 arasında artış görüldü. Bu durum, özellikle gıda fiyatları üzerinde yeni bir maliyet baskısı yaratma riski taşıyor.
Küresel kurumlar uyarıyor
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Orta Doğu’daki çatışmaların enerji fiyatları, taşımacılık ve sigorta maliyetleri üzerinden daha geniş çaplı enflasyonist baskılar yaratabileceği uyarısında bulundu. Raporda, enerji fiyatlarında kalıcı bir şok yaşanması halinde merkez bankalarının faiz indirimlerine ara verebileceği, hatta yeniden faiz artırımı gündeme gelebileceği belirtildi.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva da petrol fiyatlarında yüzde 10’luk bir artışın küresel enflasyonu 40 baz puan yükseltebileceğine dikkat çekti. IMF yetkilileri, özellikle enerji fiyatlarının uzun süre yüksek kalması halinde “ikinci tur etkiler”in yakından izleneceğini vurguluyor.
ABD’de akaryakıt fiyatları sıçradı
Enerji fiyatlarındaki yükseliş, ABD’de doğrudan pompa fiyatlarına yansıdı. Benzin fiyatları son bir ayda yüzde 30’un üzerinde artarken, motorin fiyatları yüzde 40’a yakın yükseldi. Bu durum, ulaşım ve lojistik maliyetleri üzerinden genel fiyat seviyesini yukarı çekme potansiyeli taşıyor.
ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığını belirterek, kısa vadede enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskının artacağını ifade etti. Fed de yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü revize etti.
Avrupa’da enerji şoku derinleşiyor
Avrupa tarafında ise doğal gaz fiyatlarındaki sert yükseliş dikkat çekiyor. Hollanda merkezli TTF piyasasında gaz fiyatları savaş öncesine kıyasla yüzde 90’ın üzerinde artış gösterdi. Enerji ithalatına bağımlılığı yüksek olan Avrupa ekonomisi, bu gelişmeler karşısında daha kırılgan bir görünüm sergiliyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB), artan enflasyon baskıları nedeniyle politika faizini sabit tutarken, Başkan Christine Lagarde çatışmanın ekonomik görünümü ciddi ölçüde belirsizleştirdiğini vurguladı. Lagarde, savaşın enflasyon üzerinde yukarı yönlü, büyüme üzerinde ise aşağı yönlü riskler oluşturduğunu ifade etti.
İngiltere’de yeni enflasyon dalgası beklentisi
İngiltere Merkez Bankası da Orta Doğu’daki gerilimi “yeni bir ekonomik şok” olarak tanımlayarak, kısa vadede enflasyonun yeniden yükselişe geçebileceği uyarısında bulundu. Banka, politika faizini yüzde 3,75 seviyesinde sabit tutarken, özellikle yılın üçüncü çeyreğinde fiyat artışlarının hızlanabileceğine işaret etti.
Küresel ölçekte enerji arzına yönelik risklerin devam etmesi, enflasyonla mücadelede kazanımların kırılganlığını ortaya koyarken, merkez bankalarının para politikası manevra alanını da daraltıyor. Uzmanlara göre, çatışmaların süresi ve şiddeti, önümüzdeki dönemde enflasyonun seyri açısından belirleyici olacak.
Yenilenebilir enerji vurgusu: “Kırılganlığı azaltmanın yolu dönüşüm”
Öte yandan, AA’dan Gülşen Çağatay’a değerlendirmelerde bulunan 21. Yüzyıl Yenilenebilir Enerji Politika Ağı (REN21) İcra Direktörü Rana Adip, mevcut krizin fosil yakıt temelli enerji sistemlerinin yapısal kırılganlıklarını bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguladı.
Adip’e göre, fosil yakıtların çıkarımından taşınmasına kadar uzanan tedarik zincirinin herhangi bir halkasında yaşanan aksama, küresel ölçekte fiyat şoklarına ve ekonomik belirsizliğe yol açabiliyor. Orta Doğu’daki mevcut gerilimin de bu kırılganlıkların ne kadar hızlı şekilde enerji fiyatlarına yansıdığını gösterdiğini ifade eden Adip, yenilenebilir enerji sistemlerinin ise farklı bir dinamik sunduğuna dikkat çekti.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının yakıt maliyetini ortadan kaldırarak fiyat istikrarını desteklediğini belirten Adip, güneş, rüzgâr ve hidroelektrik gibi yerel kaynakların jeopolitik risklere bağımlılığı azalttığını dile getirdi.
Adip ayrıca yenilenebilir enerji yatırımlarının yalnızca enerji güvenliği değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma, istihdam artışı ve emisyonların azaltılması gibi çok boyutlu faydalar sağladığını kaydetti. Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa’nın yenilenebilir enerjiye yöneliminin bu alandaki dönüşümün hızlandırılabileceğini gösterdiğini belirten Adip, enerji politikalarının artık yalnızca iklim hedefleri değil, aynı zamanda uzun vadeli ekonomik istikrar açısından da kritik hale geldiğini ifade etti.
Mevcut tablo, küresel ekonominin enerji arzındaki jeopolitik risklere ne denli açık olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, uzmanlara göre kalıcı çözüm, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltacak yapısal bir enerji dönüşümünden geçiyor.

