Ember verilerine göre, 2025’te dünya genelinde devreye alınan güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesi yüzde 17 artarak 814 GW’a ulaştı ve tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Böylece küresel toplam kurulu güç 4 bin 174 GW’a yükseldi.
Bu artışın büyük bölümünü 647 GW ile güneş enerjisi oluştururken, rüzgâr enerjisinde de 167 GW’lık ilave kapasiteyle dikkat çekici bir ivme yakalandı. Söz konusu kapasite artışı yıllık yaklaşık 1046 TWh elektrik üretimi potansiyeline işaret ederken, bu miktar dünya genelinde gazdan üretilen elektriğin yedide birinden fazlasını ikame edebiliyor.
Analizlere göre, devreye giren bu kapasite Katar’ın yıllık LNG ihracatının yaklaşık 1,8 katına eşdeğer bir elektrik üretimi sağlayabilecek düzeyde. Mevcut piyasa fiyatlarıyla değerlendirildiğinde ise yaklaşık 138 milyar dolarlık gaz ithalat maliyetine karşılık geliyor.
Özellikle Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimlerin enerji piyasalarına etkisi sürerken, yenilenebilir kaynakların sağladığı maliyet avantajı ve arz güvenliği katkısı daha görünür hale geliyor. Ember Enerji Stratejisti Kingsmill Bond, güneş, rüzgâr ve batarya teknolojilerinin ithalata bağımlı ülkeler için daha ucuz ve hızlı devreye alınabilen bir enerji güvenliği çözümü sunduğunu vurguluyor.
Türkiye’de güneş enerjisinde hızlı büyüme
Küresel ölçekteki bu dönüşüme paralel olarak Türkiye de yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücü 2026 Ocak itibarıyla 25 bin 827 MW’a ulaştı.
2014 yılında yalnızca 40,2 MW seviyesinde olan güneş kurulu gücünün 641 kat artması, Türkiye’nin bu alandaki en hızlı büyüyen pazarlardan biri haline geldiğini gösteriyor. Güneş enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı da aynı dönemde binde 1’den yüzde 20,9’a yükselerek sistemde önemli bir ağırlık kazandı.
Elektrik üretiminde de benzer bir sıçrama yaşandı. 2014’te 17 GWh olan güneşten elektrik üretimi, 2025 sonunda 38 bin GWh’in üzerine çıktı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin 2035 yılı için güneş ve rüzgârda toplam 120 bin MW kurulu güç hedefi bulunduğunu belirterek, bu hedef doğrultusunda çalışmaların hız kesmeden sürdüğünü ifade etti. Bu kapsamda 2035’e kadar yaklaşık 80 milyar dolarlık yeni yatırım planlanıyor.
Rüzgârda Avrupa’nın önde gelen pazarlarından biri
Türkiye rüzgâr enerjisinde de güçlü bir ivme yakalamış durumda. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği verilerine göre, ülke 2025’te yaklaşık 2,1 GW yeni kurulumla Avrupa’da en fazla rüzgâr kapasitesi devreye alan ikinci ülke oldu.
TÜREB Başkanı İbrahim Erden, sektörün teknik kapasitesi ve yatırım iştahının güçlü olduğunu vurgularken, hedeflere ulaşmak için üç kritik alanın öne çıktığını belirtiyor: İzin süreçleri, şebeke bağlantı kapasitesi ve finansmana erişim.
Erden’e göre özellikle lisans, ÇED, kamulaştırma ve bağlantı süreçlerindeki bürokratik gecikmeler yatırım takvimlerini uzatabiliyor. Bu nedenle “süper izin” mekanizmasının daha sistematik hale getirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun artırılması gerekiyor.
Şebeke ve finansman darboğazı
Rüzgâr yatırımlarında yalnızca kurulu güç artışı değil, üretilen elektriğin sisteme entegrasyonu da kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. Özellikle yüksek potansiyelli sahalarda trafo kapasitesi ve bağlantı imkânlarının sınırlı olması yatırım hızını doğrudan etkiliyor.
Bu çerçevede iletim altyapısının güçlendirilmesi, bağlantı kapasitelerinin öngörülebilir takvimlerle açıklanması ve depolama ile hibrit sistemleri destekleyen yeni bir şebeke mimarisinin oluşturulması gerektiği belirtiliyor.
Ayrıca sektör temsilcileri, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ihalelerinin düzenli hale getirilmesinin yatırımcı güveni açısından kritik olduğunu vurguluyor. 2025’te yaklaşık 4 GW’lık kapasitenin ihale edilmesi önemli bir adım olarak değerlendirilirken, bunun süreklilik kazanması bekleniyor.
Enerji güvenliği ve dönüşüm hız kazanıyor
Küresel ölçekte rekor kıran yenilenebilir kapasite artışı ve Türkiye’nin büyüyen güneş ve rüzgâr yatırımları, enerji dönüşümünün hızlandığını ortaya koyuyor. Artan jeopolitik riskler ve fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanma, yenilenebilir kaynakların sadece iklim politikaları açısından değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir tercih olarak öne çıkmasını sağlıyor.
Uzmanlara göre, ölçek büyüdükçe yenilenebilir enerji teknolojileri enerji arzının omurgası haline gelecek ve ülkelerin dışa bağımlılığını azaltarak daha dirençli bir enerji sistemi oluşturmasına katkı sağlayacak.

