AA’dan Hümeyra Ayaz’ın haberine göre, güneş enerjisi yatırımları karasal alanların ötesine geçerek su yüzeylerine taşınırken, yüzer güneş enerji santralleri (GES) yalnızca elektrik üretiminde verimlilik sağlamıyor, aynı zamanda doğal yaşam için yeni habitatlar oluşturuyor.
Almanya merkezli proje geliştiricisi BayWa r.e.’nin çevresel etki raporundan derlenen bilgilere göre, yüzer GES’ler su yüzeyinde oluşturdukları kısmi gölge sayesinde sıcaklık dalgalanmalarını sınırlayarak özellikle hassas türler için daha stabil yaşam koşulları sunuyor. Bu sistemler, kuşlar için güvenli dinlenme ve konaklama alanları oluştururken, su altı ekosistemlerinde de biyolojik çeşitliliği destekliyor.
Saha gözlemleri, kuşların panelleri aktif şekilde kullandığını ortaya koyarken, Hollanda’daki Weperpolder projesinde tundra kazı popülasyonunun proje sonrası belirgin biçimde artması dikkat çekiyor. Uzmanlar, paneller çevresinde oluşturulan bitkilendirme ve yapay habitat uygulamalarının bu artışta etkili olduğuna işaret ediyor.
Öte yandan, su altına yerleştirilen “biohut” adı verilen yapay yaşam alanları, küçük balıklar ve omurgasızlar için korunaklı bölgeler sunarak besin zincirini destekliyor. Yapılan izlemelerde levrek, sazangiller ve çeşitli omurgasız türlerin bu alanlarda çoğaldığı tespit edildi.
Raporda ayrıca, panellerin ışık geçirgenliğinin sınırlı düzeyde kaldığı, su sıcaklığı ve çözünmüş oksijen seviyelerinin ise canlı yaşamı için uygun aralıklarda seyrettiği belirtiliyor. Ancak kapsama oranının yüzde 60’ın üzerine çıkmasının ekosistem dengesi açısından risk oluşturabileceği uyarısı yapılıyor.
Western Üniversitesi’nden Prof. Joshua M. Pearce da yüzer GES’lerin çevresel açıdan en avantajlı güneş enerjisi uygulamalarından biri olduğunu belirterek, suyun doğal soğutma etkisinin panel verimliliğini artırdığını ve buharlaşmayı azaltarak su kaynaklarının korunmasına katkı sağladığını ifade etti.
Pearce, kısmi gölgelemenin özellikle bazı balık türleri için koruyucu bir ortam sunduğunu vurgulayarak, bu sistemlerin gelecekte su üstü tarım ve enerji üretiminin birlikte optimize edildiği “agrivoltaik” uygulamalarla daha da yaygınlaşabileceğine dikkat çekti.

