AA’dan Başak Erkalan’ın Küresel Karbon Yakalama ve Depolama Enstitüsü 2025 Durum Raporu’ndan derlediği bilgilere göre, dünya genelinde karbon yakalama ve depolama (CCS) tesisleri ve projelerinde önemli bir artış yaşandı. Enerji santralleri ve sanayi tesislerinden çıkan karbondioksitin kaynağında yakalanarak yer altındaki jeolojik formasyonlarda depolanmasını kapsayan teknoloji, özellikle çimento, demir-çelik ve kimya gibi emisyon yoğun sektörlerde öne çıkıyor.
Rapora göre, 2024-2025 döneminde operasyonel tesis sayısı 50’den 77’ye yükselirken, planlama, inşaat ve işletme aşamalarındaki toplam proje sayısı 734’e ulaştı. İnşaat halindeki projelerin devreye alınmasıyla mevcut kapasitenin kısa vadede yaklaşık yüzde 70 artması bekleniyor.
Küresel büyümede, hükümet teşvikleri ve karbon fiyatlandırma mekanizmaları belirleyici rol oynuyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Enflasyonu Düşürme Yasası kapsamında sağladığı teşviklerle en geniş proje portföyünü elinde bulundururken; Avrupa’da Birleşik Krallık, Norveç ve Hollanda Kuzey Denizi’ndeki eski gaz sahalarını depolama alanlarına dönüştürerek projelere öncülük ediyor. Asya’da Çin kömür santrallerine entegre projelerle kapasitesini artırırken, Avustralya ve Malezya bölgesel depolama merkezleri oluşturma yönünde adımlar atıyor.
Raporda ayrıca, 2050 net sıfır hedeflerine ulaşılması için mevcut büyüme hızının yeterli olmadığı, uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi ve depolama lisans süreçlerinin hızlandırılması gerektiği vurgulanıyor.
Karşıt görüşler: “CCS ekonomik ve iklim açısından tartışmalı”
Buna karşın, karbon yakalama teknolojilerinin etkinliği ve ekonomik sürdürülebilirliği konusunda eleştiriler de artıyor. Institute for Energy Economics and Financial Analysis tarafından yayımlanan analizlerde, CCS projelerinin yüksek maliyetli olduğu ve uzun vadede ekonomik açıdan sürdürülebilir bir çözüm sunmadığı belirtiliyor.
Farklı araştırmalarda da benzer sonuçlara dikkat çekiliyor. Çalışmalara göre, karbon yakalama teknolojileri birçok durumda yenilenebilir enerji yatırımlarına kıyasla daha pahalı kalıyor. Özellikle elektrik üretiminde, rüzgar ve güneş gibi temiz kaynaklara geçişin hem maliyet hem de emisyon azaltım etkinliği açısından daha avantajlı olduğu ifade ediliyor.
Ayrıca bazı analizlerde, CCS projelerinin beklenen emisyon azaltım performansını her zaman sağlayamadığı ve teknolojinin ölçeklenebilirliği konusunda belirsizlikler bulunduğu vurgulanıyor. Eleştiriler, kamu kaynaklarının bu alana yönlendirilmesinin, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarını gölgeleyebileceği yönünde yoğunlaşıyor.
Uzmanlara göre, karbon yakalama teknolojileri özellikle ağır sanayi gibi alternatiflerin sınırlı olduğu alanlarda önemli bir rol oynayabilir. Ancak enerji dönüşümünde önceliğin yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve elektrifikasyon gibi çözümlerle dengelenmesi gerektiği ifade ediliyor.

