Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, dünyanın “elektriğin çağına” girdiğini vurgulayarak, elektrik talebinin toplam enerji talebinden iki kat daha hızlı arttığını belirtiyor. Özellikle yapay zekâ uygulamaları, veri merkezleri ve dijitalleşme, elektrik tüketimini hızla yukarı çekiyor. Ulaşım ve ısıtma gibi alanlarda da elektrikleşme süreci ivme kazanıyor.
Birol’un altını çizdiği bir diğer başlık ise yenilenebilir enerji. Güneş ve rüzgâr başta olmak üzere temiz enerji kaynakları, küresel enerji talebindeki artışın önemli bir bölümünü karşılamaya başladı. Özellikle güneş enerjisinin maliyet avantajı sayesinde birçok ülkede hızla yayıldığına dikkat çekiliyor.
Nükleer enerji de yeniden yükselişe geçen alanlar arasında yer alıyor. Birol, uzun süredir durağan seyreden nükleer kapasitenin 2025 itibarıyla güçlü bir geri dönüş yaptığını belirterek, bu eğilimde düşük karbonlu ve kesintisiz elektrik ihtiyacının belirleyici olduğunu ifade ediyor.
Enerji güvenliğinin ise artık yalnızca petrol ve doğal gazla sınırlı olmadığını vurgulayan Birol, kritik mineraller, elektrik şebekeleri ve dijital altyapıların da yeni risk alanları haline geldiğini kaydediyor. Özellikle bazı stratejik hammaddelerde arzın birkaç ülkenin kontrolünde olmasının, küresel kırılganlığı artırdığına işaret ediyor.
Birol’a göre enerji, giderek daha fazla bir ulusal güvenlik meselesine dönüşüyor. Bu durum, devletlerin enerji politikalarına daha doğrudan müdahil olmasına ve enerji teknolojilerinin stratejik öneminin artmasına yol açıyor.
Öte yandan küresel piyasalarda petrol arzının bol olması, alıcıların daha güçlü olduğu bir dönemi beraberinde getiriyor. Birol, benzer bir sürecin doğal gaz ve temiz enerji teknolojilerinde de yaşanabileceğini, bunun fiyatlar üzerinde baskı yaratırken yatırımlar açısından dikkatle yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.
Son olarak enerji talebinin ağırlık merkezinin değiştiğine dikkat çeken Birol, Hindistan, Güneydoğu Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi bölgelerin küresel enerji denkleminde daha belirleyici hale geldiğini ifade ediyor. Tek bir ülkenin baskın olduğu bir yapıdan ziyade, çok merkezli bir enerji düzeni öne çıkıyor.
Birol, tüm bu başlıkların, belirsizliklerle dolu bir dönemde karar vericiler için önemli bir yol haritası sunduğunu belirterek, enerji dönüşümünde net sinyallerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

